CHP’li Toprak’tan Önemli Uyarılar

15 Temmuz darbe teşebbüsünün üçüncü yıldönümünde hâlâ darbecilerin siyasi ayağının ortaya çıkartılmasının engellenmesi FETÖ ile mücadeleyi zaafa uğratan en önemli unsurdur! 15 Temmuz 2016 Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) darbe teşebbüsünde hâlâ aydınlığa kavuşmayan pek çok unsur mevcuttur. Yenikapı’da gerçekleşen birlik beraberlik mitinginde Sn. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilen 10 maddelik demokrasi manifestosunun iktidar ittifakı tarafından dikkate alınmamasının sonuçları bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir. Darbe teşebbüsünü gerçekleştirenlerin yargılamalarında sürecin giderek sulanması, bizzat iktidar sözcülerinin yargılamalarda FETÖ Borsası oluşumundan yakınması, darbenin siyasi ayağının açığa çıkartılması konusunda TBMM’de gerek CHP gerekse diğer muhalefet partileri tarafından yapılan tüm girişimlerin verilen önergelerin iktidar ittifakı tarafından reddedilmesi oldukça manidardır! Bir yandan FETÖ ile mücadele edildiği söylenirken diğer yanda TBMM’nin bu konuyu tüm ayrıntılarıyla araştırmasının engellenmesinin gerisinde yatan gerekçeler nedir? Darbe teşebbüsü sonrası Fethullah Gülen’in iadesi konusunda ABD’ye yapılan girişimler, gönderildiği açıklanan yüz binlerce sayfalık doküman ve dosyalar, ABD Adalet Bakanlığı ile yürütülen müzakereler artık iktidarın gündeminden düşmüş bulunmaktadır. En baştan itibaren terörün her türlüsüyle mücadele konusunda desteğini beyan eden CHP söylediklerinin arkasındadır. Ancak iktidarın terörle mücadeleyi siyasi çıkarlarının bir parçası olarak gördüğü, bu amaçla kullandığı anlaşılmaktadır. FETÖ ile mücadeleyi her kesimden ve görüşten kendisine muhalif olanların tasfiyesine dönüştüren iktidar, 23 Haziran seçimleri öncesinde de terör örgütü PKK lideri Öcalan’dan iktidar emriyle görevlendirilen bir akademisyene mektup getirterek, terör örgütü liderini seçimi kazanma hamlesinin aracı yapmaya yöneldi. Öcalan’ın avukatlarına, mektup taşıyan akademisyene seçim öncesi verilen görüş izinleri, seçim kaybedilince kesildi. Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya ziyaret talepleri reddedildi. 15 Temmuz’un üçüncü yıldönümünde, darbe teşebbüsü ve terör bahane edilerek, demokrasinin, demokratik hakların askıya alınıp kısıtlanmaması talebimizi yinelerken, iktidarın bu yanlışlarından ve yanılgılarından dönmesi beklentimizi de vurgulamak isteriz.

 Türkiye-ABD arasındaki S-400 gerilimi hava savunma sistemlerinin Türkiye’ye nakledilmeye başlanmasıyla farklı bir aşamaya geçti. CAATSA kapsamındaki yaptırım listesi tartışılmaya başlandı. S-400’ler konusunda ABD yönetimi ile yaşanan gerilim süreci füze savunma malzemelerinin gelmeye başlamasıyla yeni bir aşamaya geçti. Gelinen noktada NATO endişe ve kaygı açıklaması yaparken, ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından yapılan açıklamalarda da S-400’lerin konuşlandırılmasının “sonuçlarının ağır” olacağı görüşleri yinelendi. Türkiye’ye karşı uygulanacağı ifade edilen “ABD’nin Hasımlarıyla Ekonomik Yaptırımlarla Mücadele YasasıCAATSA” ABD Başkanlarına 12 başlık altında yaptırım uygulama yetkisi veriyor. Başkan bu yaptırım listesinden en az 5’ini seçerek “hasım” ülkeye karşı uygulamaya koyabiliyor. CAATSA, en hafifinden en ağırına varana kadar 12 madde halinde şöyle sıralanıyor: · Yaptırım kapsamına alınan kişi ve kurumlara ihracat-ithalat bankası desteğinin ve kredilerinin kesilmesi, · Mal ve teknoloji ihracatı ruhsatı verilmemesi, · ABD mali kuruluşlarından kredi almasının engellenmesi ve men edilmesi, · Uluslararası mali kuruluşlardan kredi verilmemesi, · Hasım ülkenin Mali kurumlarına ABD Merkez Bankası ile doğrudan alışveriş yapma izni verilmemesi, · Yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumlarla ihale ya da sözleşme yapılmaması, · Döviz üzerinden işlem (SWIFT) yapılmasının yasaklanması, · Mali kurumlar ve bankalar arasında ödeme ya da kredi transferlerinin yasaklanması, · Yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumların ABD topraklarında gayrimenkul sahibi olmasının yasaklanması, · ABD kişi ve kurumlarının yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumlardan sermaye ya da borç alışverişinin yasaklanması, · Yaptırım kapsamına alınan kişilere ABD’ye giriş yasağı, · Yaptırım kapsamına alınan kişi ve kurumlara benzer işlevi olan üst düzey görevlilere de yaptırım uygulanması.

Yaptırıma karar verilmesi halinde ilk aşamada ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye’nin Rusya’nın savunma sektörü ya da istihbarat birimleriyle önemli düzeyde bir alışveriş yapıp yapmadığını saptamak için toplanacak. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin bu anlamda limitlerin aşıldığı kararına varması durumunda, bu kararını ABD Maliye Bakanlığı’na bildirecek. ABD Maliye Bakanlığı da CAATSA kapsamındaki yaptırımların ağırlık derecelerine, uygulanacak ülke üzerindeki caydırıcılık etkisine göre bir değerlendirme yaparak ABD Başkanına hangi yaptırımların uygulanması gerektiği konusunda önerilerde bulunacak. Bu çerçevede hazırlanacak yaptırım kararnamesi ABD Başkanı tarafından imzalanıp, onaylandığı anda devreye girecek. Şayet ABD yönetimi CAATSA yasasını Türkiye’ye karşı işletme kararı alırsa bununla ilgili sürecin sonbahar aylarını bulabileceğini, bu sürede sürdürülecek müzakereler ve farklı boyutlardaki çalışmalarla, yaptırımlardan muafiyet, erteleme gibi adımların söz konusu olabileceğini öngörebilirim. ABD yönetimi İran ile ciddi sorunlar yaşadığı, Suriye’de varlığını sürdürmeye çalıştığı, Irak’ta önemli sıkıntılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde bu ülkelerin hepsiyle komşu olan, stratejik müttefik ve NATO üyesi konumundaki Türkiye’yi kaybetmeyi kolaylıkla göze alamayacaktır. Buna karşılık, küresel otoritesinin sarsılmasına, Türkiye üzerinden NATO ittifakının delinmesi ya da Türkiye’nin yaptırımsız kalması halinde başta bazı doğu Avrupa ülkeleri olmak üzere diğer NATO üyelerinden de Rusya’dan silah ve diğer sistemler satın alması yolunun açılmasına zemin vermemek için de bir takım yaptırım seçeneklerini devreye koyma yoluna gidecektir. Şayet ağır ve sert yaptırımlara gitme yolu seçilirse Türkiye’nin de buna aynı şekilde tepki vermesi başta İncirlik üssü olmak üzere Malatya-Kürecik’teki radar üssünün ABD’ye kapatılması vb. adımlar beklenebilir. Ayrıca ABD yaptırımları devreye sokma yoluna giderse, bunun aynı zamanda Türkiye’yi Rusya’ya daha da yakınlaştırma, Putin’in Türkiye üzerindeki etkisinin artması sonucunu doğurabileceğini hesap ederek tavır alma seçeneklerini değerlendirecektir. Ancak her koşulda sürecin Türkiye-ABD ve Türkiye-NATO ilişkilerini ciddi anlamda etkileyeceğini, karşılıklı atılacak adımların dozuna göre kontrolden çıkma ve kopma noktasına kadar gidebileceği seçeneğini de bir kenarda tutmak, göz ardı etmemek durumundayız.

Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirve Toplantısı’nda Balkan ülkeleri ile gerçekleştirilen görüşmeler olumlu bir yaklaşımdır. Türkiye’nin gelecek yıl zirvenin dönem başkanlığını üstlenecek olması iyi değerlendirilmelidir. Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirve Toplantısı Türkiye’nin kuşatılmışlıktan çıkmak, AB’ye karşı yeni kozlar elde etmek Balkan ülkeleriyle dostane ve etkili ilişkiler geliştirmek açısından önemlidir. Zirvenin ana tartışma konusu, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik müzakerelerinin ertelenmesinin bu ülkelerde ve diğer balkan ülkelerinde yarattığı tepki ve AB’nin güvenilirliğinin sorgulanmasıydı. Zirvede ekonomi, ticaret, ulaştırma, altyapı ve yatırım alanları başta olmak üzere Balkanlar’da iş birliğinin geliştirilmesine yönelik adımlar öne çıktı. AB içerisinde batı Balkanlardaki ülkeler konusunda yaşanan görüş ayrılıkları ve bölünme, Türkiye’nin pek çoğu ile geçmişten gelen tarihsel bağları bulunan balkan ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmesi, siyasi ve ekonomik etkinliğini artırması açısından daha da önem kazanıyor. Türkiye’nin balkanlarda ilişkilerini ve varlığını güçlendirmesi, AB karşısında da daha güçlü bir konuma gelmesine, siyasi ve ekonomik pazarlıklarda, askıya alınmaya çalışılan tam üyelik müzakerelerinde elinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır. 5. Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon yataklarıyla ilgili gelişmeler ve Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerine karşı gösterilen tepkiler KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın BM nezdindeki girişimiyle yeni bir boyut kazandı. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı BM Kıbrıs Özel Temsilciliği aracılığıyla, Rum lider Nikos Anastasiadis’e hidrokarbonlar konusunda ortak komite kurulması yönünde yeni bir öneri sundu. Akıncı’nın yeni önerisi, doğal gaz yatakları konusunun bir gerginlik ve çatışma alanı olmaktan çıkarılıp verimli bir ekonomik iş birliği alanına dönüştürülmesini hedefliyor. Öneri iki toplumdan eşit sayıda üyenin katılımıyla oluşacak komitenin BM gözetiminde olmasını, ayrıca AB’nin de gözlemci olarak yer almasını içeriyor. Ortak komitenin yapısı, hedefleri ve çalışma yöntemini belirleyen öneri, ayrıca bir fon oluşturulmasını ve fondan nasıl yararlanılacağının belirlenmesi gibi detayları da kapsıyor. Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji yataklarında uluslararası hukuk ve karasularından kaynaklanan haklarını kullanma girişimlerinde bulunan Türkiye’nin karşısında ABD destekli oldukça geniş katılımlı bir ittifak yer alıyor.

Aynı zamanda KKTC’yi yok sayarak Kıbrıs karasularını tümüyle kendi egemenlik alanı gören Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin attığı adımlar da tüm hukuksuzluğuna karşın bölge ülkelerinden, AB ve ABD’den destek görüyor. Son olarak Rusya’nın da resmi bir açıklamayla Türkiye’yi bölgede gerilimi tırmandırmaktan uzak durmaya, barışçı tutum sergilemeye ve GKRY’nin egemenlik haklarına saygı duymaya çağırması Türkiye’nin Antalya Körfezi’ne hapsedilmek istenmesi planlarının bir göstergesidir. AB’nin bu konuda tamamıyla GKRY’nin arkasında durması, Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımlar, mali yardımların azaltılması, Avrupa Merkez Bankası ile Avrupa Kalkınma ve Yatırım Bankası’ndan Türkiye’ye kredilerin kesilmesi vb. kararları kabul edilemez.

 Türkiye, Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinde yalnız kalmış görünüyor. AB, ABD’den Doğu Akdeniz için yaptırım tehditleri geliyor. Rusya’nın da Türkiye’nin yanında yer almaması dikkat çekiyor! 6. ABD’nin Doğu Akdeniz’i dizayn etmek için gündeme getirdiği Menendez Yasası, Türkiye’yi tümüyle yok sayan, bölgeyi bazı ülkelere paylaştıran ve bekçilik görevini de ABD’ye veren düzenlemeler içermektedir. Demokrat Partili New Jersey Senatörü Robert Menendez tarafından hazırlanan “2019 yılı Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” yasa tasarısı, ABD Kongresi’nin Dış İlişkiler Komitesi tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girmeye bir adım daha yaklaştı. Tasarı, ABD’nin stratejik ortağı ve müttefiki, aynı zamanda NATO üyesi Türkiye’yi yok sayarak, ABD’nin enerjiden savunma girişimlerine kadar İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında tesis edilen üç taraflı ortaklıklara tam destek vermesini sağlıyor. Bugüne kadar ABD’nin bölgedeki askeri, siyasi, stratejik ve ekonomik planlamaları, kilit ülkeler olarak İsrail ve Türkiye’ye dayanıyordu. Son dönemde yaşanan gerilimler, ikili ilişkilerdeki kırılganlıklar, anlaşıldığı kadarıyla ABD’yi strateji değişikliğine yöneltmiş ve Türkiye’nin Yunanistan ile yer değiştirmesini gündeme getirmiş durumda.

Tasarı da Türkiye’nin, Washington için gittikçe güvenilmez bir müttefik haline geldiği, Yunanistan’ın tam tersi bir konumda olduğu vurgulanıyor. GKRY’ye 1987 yılından beri uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını, GKRY’nin NATO’nun Barış İçin Ortaklık programına katılmasını, Yunanistan ve GKRY topraklarında yeni ABD üsleri kurulması hedefleniyor. Arap Medyasında yer alan haberlerde, Türkiye’nin Mısırlı 800 Müslüman Kardeşler üyesine TC vatandaşlığı verdiği, çok sayıda Sudanlı İhvan üyesinin de Türkiye’ye gelerek vatandaşlık aldığı dile getiriliyor Lübnan’da yayınlanan Al-Akhbar gazetesinde yer alan haberlere göre, Müslüman Kardeşler (İhvan) yetkilileri, Türkiye’de bir komite kurduklarını, vatandaşlık almak isteyenlerin bu komiteye başvurduğunu ve başvuruların Türkiye hükümet makamlarına iletilerek, üyelerine TC vatandaşlığı verildiğini belirtiyor. Habere göre, Müslüman Kardeşler’in lider kadrosundan ve Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi’den kaçan İhvan üyesi gençlerden toplam 800 kişi TC vatandaşlığı aldı. İhvan üyelerinin seçme ve seçilme dahil tüm haklardan yararlandıkları iddia ediliyor. Gazete ayrıca, Mısır’da Sisi’den kaçıp Sudan’da Ömer El-Beşir’e sığınan örgüt üyeleri, Ömer El-Beşir’in devrilmesinin ardından benzer sorunlarla karşı karşıya kalınca, devreye Türkiye hükümetinin girdiği öne sürülüyor. 8. Türkiye’nin kredi notu bir ay arayla ikinci kez yatırım yapılabilir ülke seviyesinin altına indirildi. Moody’s’in ardından Fitch de Türkiye’nin notunu düşürdü! Moody’s Türkiye’nin kredi notunu “aşırı spekülatif ve riskli” seviyesine düşürüp ülke görünümünü “negatif” olarak belirledikten sonra, 18 Türk bankasının notunu indirmişti. Ardından Fitch de benzer yönde bir değerlendirmeyle Türkiye’nin kredi notunu BB’den yatırım yapılabilir seviyenin altına, BB- düzeyine indirdi, ülke görünümünü “negatif” olarak açıkladı. Moosy’s’in not indirimi kararı öncesinde MB Bankası başkanı KHK ile görevden alınmamıştı. Fitch’in not indiriminde ise MB Başkanının adeta görevden azledilmesinin önemli etken olduğu, Türkiye’de kurumsal erozyonun şiddetlendiği tespitinin negatif ülke görünümü ve notta belirleyici olarak görüldüğü açıklandı. Bugüne kadar Türkiye’nin notu konusunda en “ılımlı” davranan Fitch Ratings idi. Şimdi Fitch de bir kademe daha düşürmüş oldu. Önce Moody’s ve hemen 31 Temmuz’daki FED toplantısı öncesinde Fitch’ten gelen sert not indirimleri, Türkiye ekonomisiyle ilgili “finansal, kurumsal, yönetsel risk ve erozyon” uyarıları, uluslararası sermaye akışını büyük ihtimalle olumsuz etkileyecek ve sıcak paranın Arjantin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika vb. gibi ülkelere akacaktır.

Bütçe nakit dengesinin aşırı bozulmasından ötürü Hazine 6 ayda 78 milyar TL borçlanmak zorunda kalırken, borçlanma stratejisine göre kalan 6 ayda borçlanabileceği tutar sadece 12 milyar TL! Maliye ve Hazine Bakanlığının açıkladığı ilk altı aya ilişkin borçlanma ve nakit dengesi rakamları ekonomi yönetiminin hemen her alanda limitlerinin sonuna geldiğini, ikinci altı ayda sürdürülemez bir bütçe, borçlanma, faiz ve nakit dengesi tablosunun söz konusu olduğunu sergiliyor. Açıklanan rakamlara bakıldığında, bu yılın ilk altı ayında gelirlerdeki artış, 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 15 olmuş. Buna karşılık faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 20, faiz harcamalarındaki artış ise yüzde 55 olarak gerçekleşmiş. Bütçe nakit dengesinde ağır bozulmayla birlikte, nakit açık 78 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Faiz dışı dengedeki bozulma nedeniyle faiz dışı açık da 27 milyar TL düzeyine yükselmiş görünüyor. Hazine tüm bu açıkları kapatmak için OcakHaziran döneminde 16 milyar TL’si dış, 62 milyar TL’si iç piyasalardan olmak üzere olağanüstü yüksek faizlerle toplam 78 milyar TL yeni borçlanmaya gitmek zorunda kalmış. İç ve dış piyasalardan yapılan bu yeni nakit borçlanma tutarı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100’ün üzerinde artış demek. Diğer yandan kurlardaki faizlerdeki olağanüstü yükselişler nedeniyle Hazinenin borç stokunda da Ocak-Mayıs döneminde 154 milyar TL artış gözleniyor. Açıklanan rakamlara göre borç çevirme oranı yüzde 132 düzeyinde gerçekleşmiş. Yani hazine vadesi gelen 100 TL’lik borcunu ve faizini ödeyebilmek için 132 TL’lik yeni borçlanmaya gitmek zorunda kalmış.

 Hazinenin borçlanma stratejisi ve bütçenin nakit dengeleri, faiz dışı dengesi iflas etmiş durumda. 2019 bütçesinde Hazineye verilen borçlanma yetkisi limiti 90,4 milyar TL. Bunun 78 milyar TL’sinin ilk altı ayda kullanılmış, kalan altı ayda Hazine’nin borçlanabileceği tutar 12,4 milyar TL. Hem hazinenin borçlanma limitinin tutturulması hem de ilave net gelir sağlanarak bütçe açığının büyümesinin önüne geçilmesi gerek. Art arda yapılan zamlar, ÖTV artışları, MB yasası düzenlemeleri bu doğrultuda atılan adımlar. Torba Yasa’da MB’nin ihtiyat akçesi/yedek ödenek ayırma zorunluluğunu yüzde 20’den 10’a indiren ve ödeneğin bütçeye aktarılmasını öngören düzenlemeyle bütçeye 48 milyar TL düzeyinde taze kaynak girişi olacak. Yedek ödeneğin bütçeye aktarılması aynı zamanda MB’nin para basması demek! İŞKUR’un Haziran ayı kayıtlı işsiz rakamları işsizlikte yeni bir rekorun daha kırıldığını, kayıtlı işsiz sayısının bir yılda 1,8 milyon artışla 4,4 milyona ulaştığını ortaya koydu! İşsizlik oranı ve işsiz sayısı rekor kırarak artmaya devam ediyor. Her yıl yaz aylarında tarımda, inşaatta, hizmetler sektöründe istihdam artışının etkisiyle azalma gösteren mevsimsel işsizlik tam tersi bir sürece girmiş görünüyor. İŞKUR’un Haziran 2019 verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı geçen ay 4 milyon 417 bin 814 kişiye ulaştı. Geçen yılın aynı ayında kayıtlı işsiz sayısı 2 milyon 621 bin 565 kişiydi. Bir yılda 1 milyon 796 bin kişilik artış söz konusu. Artış oranı yüzde 68,5. Mayıs ayında 4 milyon 84 bin 951 kişi olan kayıtlı işsiz sayısının Haziran’da 4 milyon 417 bin 814 kişiye yükselmesi, bir ayda 333 bin kişinin daha işsiz kaldığını, aylık kayıtlı işsiz artışının yüzde 8,1 olduğunu ortaya koyuyor. Daha da vahim olan Haziran ayında İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin yüzde 35,9’u 15-24 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyor. Haziran ayında İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirilenlerin sayısı bir önceki aya göre yüzde 25,3 azalarak 117 bin 857 kişiye geriledi. İşverenlerin İŞKUR’dan eleman talebini ifade eden ‘açık iş’ sayısı ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,8 oranında azaldı.

 Bu da işverenlerin yeni yatırım, istihdam yaratma, üretim ya da kapasite artırma konusunda temkinli olduklarını, işe eleman alma yerine işten eleman çıkartmaya yöneldiklerini gösteriyor. 11. İŞKUR verilerine göre Ocak-Mayıs döneminde işsizlik maaşına 874 bin 470 kişi başvurdu. İşsizlik maaşı alma koşullarını sağlayarak maaş almaya hak kazanan sayısı ise 459 bin 77 oldu. Ocak-Nisan döneminde işsizlik maaşı başvuruları 716 bin 535 kişiydi. Dolayısıyla işsizlik maaşı başvuruları bir ayda 158 bin kişilik artış gösterdi. İŞKUR’un kayıtlı işsizlik verileri iş aramak, işsizlik maaşı almak için doğrudan kuruma yapılan başvuruları kapsıyor. Kendi olanaklarıyla iş arayan, iş bulmaktan umudunu kesen, sigortasız çalıştırılan, kayıt dışı istihdam edildiği için işsizlik maaşına başvur imkânı olmayan vb. ilave ettiğimiz zaman gerçek işsizlerin kayıtlı resmi işsiz sayısının kat kat üzerinde olduğunu öngörmek durumundayım.

 2019 10 Aylar itibarıyla geçen yılın Haziran ayından bu yılın haziran ayına kadar olan 12 aylık dönemde, İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısıyla ilgili rakamlar işsizlik artışındaki yukarı yönlü gidişi, tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor: AY KAYITLI İŞSİZ SAYISI Haziran 2018 2.621.565 Temmuz 2.670.970 Ağustos 2.751.845 Eylül 3.133.169 Ekim 3.215.289 Kasım 3.296.697 Aralık 3.509.603 Ocak 2019 3.775.660 Şubat 3.953.325 Mart 4.048.050 Nisan 4.038.175 Mayıs 4.084.951 Haziran 2019 4.417.814 12. KİT ve KAMU işyerlerinde çalışan işçiler için Türk-İş ile masaya oturan hükümetin teklif ettiği seyyanen 60 TL zam ve ilk altı ayda yüzde 5, ikinci altı ayda yüzde 4 ücret artışı sendikaların tepkisine yol açtı! Türk-İş Başkanı gerekirse genel greve gidileceğini açıkladı. Türk-İş’e bu teklifi yapan iktidar, hükümete yakın Hak-İş Konfederasyonu kuruluş yıl dönümü toplantısına CB Erdoğan’ın katılmasıyla konfederasyonlar arasındaki tavrını göstermiş oldu. · Yaklaşık 3,5 milyon memur ile ilgili toplu görüşmeler ise Ağustos ayında başlayacak. Muhtemelen bu pazarlıkta da iktidar memurlara yüzde 4-5’lik zam önerisiyle gelecektir.

 AK Parti iktidarları döneminde üye sayısını artıran Memur-Sen’in bugüne kadar imzaladığı sözleşmelerdeki durum bunu göstermektedir. Memur-Sen’in süper lüks yeni hizmet binasının açılışını yapan CB Erdoğan’ın bu yaklaşımı kamu kesiminde örgütlü, diğer konfederasyonlar karşısında Memur-Sen’e iktidar desteğinin açık göstergesidir. 13. Memur sendikalarına üyelik aidatının devlet tarafından ödenmesi nedeniyle, yandaş sendikalara aktarılan kaynak yılda yarım milyara yaklaşıyor. Yeni memur sendikası sayısında patlama yaşanıyor! İşçi ve Memurlar için yeni toplu sözleşme ve toplu görüşme süreci başlarken Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkili sendikaların belirlendiği üye sayısı ve sendika istatistiklerini 6 Temmuz 2019 günlü Resmi Gazete’de yayınladı. Bu istatistiklere göre sendikalı memur sayısı 1 milyon 702 bin, sendikalaşma oranı yüzde 66,7 oldu. Toplam çalışan sayısıyla, sendikalı sayısını kıyasladığımızda memurlarda sendikalaşma oranının yüksek olduğu görülüyor. Buna karşılık işçilerde ise tam tersi bir durum söz konusu. Bakanlık ve SGK verilerine göre, 13,4 milyon işçinin bulunduğu Türkiye’de sendikalı işçi sayısı 1 milyon 359 bin. Sendikalaşma oranı ise memurların beşte biri düzeyinde ve yüzde 13,8. Diğer deyişle, memurlarda yüzde 67 olan sendikalaşma oranı, işçilerde yüzde 13’e geriliyor. Sendikalı işçilerin önemli bir bölümü de yine kamuda. Özel sektör işyerlerinde sendikalaşma çok daha düşük seviyede. Geçen yıl seçim öncesi kadroya alınan taşeron işçilerin kadroya geçirilmenin koşulu Hak İş’e üye olmak! Memur-Sen, AK Parti döneminde üye sayısını 1 milyonun üzerine çıkarttı. MHP’ye yakın Kamu-Sen ise 416 bin üyeyle ikinci sırada. KESK’in üye sayısı ise 137 bine geriledi! 14. Sendikalı işçilerin üyelik aidatları doğrudan işverenlerce maaşlarından kesilerek sendikalara yatırılıyor. Memurların üyelik aidatları ise AK Parti döneminde devlet tarafından, hazineden ödeniyor! Uygulamaya göre, devlet, sendikaya üye olan her memura üç ayda bir 103 TL sendika tazminatı veriyor. Memurlar da üye oldukları sendikanın tüzüğüne göre değişmekle birlikte ortalama aylık 20 TL sendika aidatı ödüyor. Dolayısıyla işçi sendikalarında çalışanların cebinden çıkan aidatı, memurlarda devlet veriyor. Devletin bu yöntemle aidat olarak memur sendikalarına aktardığı rakam yıllık 420 milyon TL’ye ulaşıyor. İktidar ittifakına yakın konfederasyonlara üyelik aidatı üzerinden dolaylı olarak yılda yarım milyar TL’ye yakın bir kaynak aktarılıyor. Devletin ödediği aidat paralarından pay almak isteyen yandaş sendika sayısındaki artış istatistiklere yansımış durumda.

 2018 yılında 160 olan memur sendikalarının sayısı resmi gazetede yayınlanan son istatistiklerde 186’ya ulaştı. 12 Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından eleştirilen ve dünyada örneği olmayan bu uygulama ile iktidara yakın memur sendikaları ve konfederasyonlara devlet tarafından kaynak aktarılırken, devlet kasasından yandaş sendikacılık kurumsallaştırılıyor. Milyonlarca memurun sendika aidatının iktidar tarafından ödenmesi, sendikaları-konfederasyonları hükümetin emir kuluna dönüştürürken, yıllık 500 milyon TL’ye yaklaşan ve hepimizin cebinden çıkan ödemeler bütçede önemli bir yük oluşturuyor. Oysa tüm dünyadaki çağdaş sendikacılık, üyeleri adına yürüttükleri mücadeleyle, elde ettikleri kazanımlarla üye sayısını artırmaktadır. Çalışanlar da bu mücadeleye kendi ödedikleri aidatlarla destek vererek örgütlü mücadeleye katkı sağlamaktadır.

 15. Memur-Sen müzakerelere daha başlamadan öncelikle sendika üyesi olmayan memurların sendikalara dayanışma aidatı ödemesi konusunda düzenlemeye gidilmesi için iktidara çağrı yaptı! Yayınlanan istatistiklere göre en çok üyeye sahip konfederasyon olarak yetkili sendika konumundaki iktidar yanlısı Memur-Sen, Ağustos ayında başlayacak müzakerelerde memurlar adına iktidarla pazarlığa oturacak. · Toplamı 3,5 milyonu aşan memurların yüzde 67’si yani 1,7 milyonu sendikalı. 1 milyondan fazlası da Memur-Sen üyesi. Dolayısıyla sendikasız 1,8 milyon memur şayet dayanışma aidatı devreye girerse, kendi cebinden aidat ödemek yerine, aidatını devlete ödetmek için iktidara yakın sendikalara üye olma yoluna gidecektir. Bu da AK Parti ve MHP kontrolündeki Memur-Sen ve Kamu-Sen’in üye sayısının artmasını ve devletten alacakları aidat desteğinin katlanmasını beraberinde getirecektir. Memur sendika ağalarının devletin ödediği aidat paralarıyla kasalarını daha da doldurmalarının yolunu açacaktır.

Bu Haberi Paylaşın;

Hakkında; ÜLKEDE GÜNDEM

Tüm yazıları; ÜLKEDE GÜNDEM →

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir